Thursday, June 25, 2015

Nesin Matematik Köyü


Çok uzun zamandır kendimi hiçbir şey karşısında bu kadar hayran bu kadar büyülenmiş bu kadar mahçup ve bu kadar dünyada kapladığım yerden, taşıdığım beyinden utanç duyar halde hissetmemiştim. Nesin Matematik Köyü'nün Dünya üzerinde bir benzeri var mı bilmiyorum. Sadece Matematik için, çoğunlukla gönüllü olarak, bırakın destek görmeyi, defalarca köstek olunmasına rağmen, kişisel inanç ve çabalarla, çocuklara gençlere matematiği sevdirip, korkuları yenmek, sadece düşünecek zaman ve mekan sunmak için, en azından ve belki en değerli olarak kendileri için işe yarar, dişe dokunur, hayatlarının sonrasını etkileyecek ve değiştirecek bir tecrübe yaşamaları için bir köy kurmaktan daha romantik, daha gerçekçi ve dahiyane bir şey duymadım. Taştan yapılmış komşu öğrenci koğuşları ve öğretmen evleri, hamamları, açık hava amfisi, sedirlere yatıp düşünecek pinekleme köşeleri, bol kepçe lokantası, zeytin ağaçları, meyve ağaçları, kediler ve bakımı üstlenilmiş diğer bütün hayvanları, taş sokakları ile gerçek değil de Demir'e anlattığım bir masalın geçeceği bir mekan gibi, inanılmazlığı ve güzelliği, sadeliğinde gizli, hayatımda gördüğüm en muhteşem toprak parçası. Ben köyün varlığından bir süredir haberdardım ve son bir yıldır Şirince'ye 3 kez gitmiş olmamıza rağmen köye ilk kez gittim. Öncesinde köyün internet sayfasından bulduğum bir numarayı arayıp, "Biz baya turistik bir gezi gibi gelip köyü ziyaret etmek istiyoruz, kabul eder misiniz" diye sordum ve "buyrun, gelin" cevabını aldım. Aynı hafta sonu köye gidip, amfileri gezip, sokaklarda yürüyüp, bir sedirde oturup dinlenip, biraz kedi sevip sonra da ısrarlara dayanamayarak girip bol kepçe lokantasında karnımızı doyurup elimizde Ali Nesin'in bir kitabı, yüreğimiz pır pır ayrıldık köyden. Ali Nesin'i ders çıkışı yakalayıp yüzüne söyleyemedim ama burda huzurlarınızda birkaç cümle kurmadan bu yazıyı bitiremeyeceğim. Ali Hocam merhaba. Hayata, bu memlekete bu kadar muhteşem bir iz bıraktığınız, okuyup ilham alıp, titreyerek kendimize gelmemize sağlayacak bir hayat yaşadığınız için, yazlarınızı yıllardır matematiği paylaşmak uğruna harcadığınız(yaşadığınız) için, açık havada zeytin ağaçları altında ders dinlenecek amfi fikri için, otların ve ağaçların bütün köyü ele geçirmesine izin verdiğiniz için, yaşadığımızdan, ezberlediğimizden başka türlüsünün mümkün olduğunu gösterdiğiniz için, bütün köy ahalisine ve köyün muhtarı ve kurucusu olarak en çok size teşekkür ederim. Gerçekten çok çok minnettar hissediyorum. Umarım köy ile ilgili geçmişte yaşanan talihsizliklerin hiçbiri yaşanmaz bir daha. Huzurla ve kaygısızca matematiği paylaşmaya devam edersiniz.
Okura not: Köy internetten okuduğum kadarıyla nesin vakfı gelirleri ve bağışlarla ayakta duruyor. Uzun zamandır Tübitak hiçbir projelerine destek vermemiş(bunun enteresan bir hikayesi var, internetten bulup okursanız çok şaşırırsınız eminim), bildiğim kadarıyla başka bir devlet desteği de yok. Nesin vakfı yayınları almak, ya da köyün internet sayfasında paylaşılan hesaplara bağış yapmak çok iyi hissettirebilir. Bu yazıyı okuduğunuz için teşekkürler. Matematik köyünün kuruluş hikayesini de bu linkten okuyabilirsiniz.

Friday, June 19, 2015

Key Museum


 Instagram'dan kolayca ve hızlıca paylaşıp, hayatımı kayıt altında tuttukça(çünkü benim erkenden bunayıp, hiçbir şeyi hatırlamayacağımı düşündüğüm günler için hayatımın film şeridini oluşturmak gibi manyak bir düşüncem var) blogu istediğim kadar güncel tutamaz oldum. Balonlu Ilıca fotoğraflarım vardı, Demir'in 2. yaş günü vardı, yazamadım, yayınlayamadım daha. Bir de bu Key Museum ziyareti vardı paylaşmak istediğim. Demir'i oyalamaya ve mutlu etmeye ihtiyacımız olan bir gün gittik ve aradığımızdan daha fazlasını bulduk. Masal gibi, film seti gibi, sadece araba değil bir tarih belgeseli gibi müze. Müzedeki, bütün arabalar, araba modelleri, aksesuarları Özgörkey ailesine ait. İnsan böyle iddalı bir koleksiyonerlik karşısında ne hissedeceğini şaşırıyor. Biz hayran olduk, bütün bu muhteşemlikleri bizimle de paylaştıkları için mahçup olduk, kıskandık, hepimiz en az bir arabaya talip olduk ve bir daha kesin geliriz diye ayrıldık. İzmir'deyseniz ve Torbalı'ya gitmek çok zor gelmiyorsa mutlaka gidin. Yukardaki pembe sempatik benimki, tamam fotoğraf çektirin ama fazla samimi olmayın.







Wednesday, June 3, 2015

Çocukla Güney Fransa-St Paul de Vence


Tatilimizin son durağı St Paul ve Vence kasabaları. Nice 'ten 94 numaralı otobüsle Vence'e, 400 numaralı otobüsle St Paul'e gidebilirsiniz. Yol yaklaşık 40 dakika sürüyor ve iki kasabanın arası da yine otobüsle 5 dakika. Biz 7 days pass kartımızı kullanarak ilk önce Vence'e gidip sonra St Paul'e geçtik. Kartla Vence'e ücretsiz gidebilirken daha önce vardığınız St Paul'e gidemiyorsunuz, 1.5 euroya bilet alıyorsunuz. Biz o gün, hava sıcaklığını Nice gibi düşünerek yanıldık ve rakımın baya yüksek olduğu bu kasabalarda biraz üşüdük. Siz eğer giderseniz, Nice kıyafetlerinizden bir kat daha fazla giyindiğinizden emin olun. Vence de St Paul de çok sempatik, masalsı, Ortaçağ kasabaları. Çocukla hakkıyla gezebileceğinizi sanmıyorum çünkü bu kasabaların asıl güzelliği olan sanat galerilerine, tazmanya canavarı gibi etrafı dağıtan bir minyatür insanla girmek istemezsiniz. Vitrinlere bakıp, arnavut kaldırımlarda yürüyüp, masal evi olduğuna emin olacağınız evlere hayran hayran bakmak için, ya da sadece o coğrafyada farklı, güzel, orijinal yeni yerler görmek için gidebilirsiniz. Belki bizim gibi yediği tek yeşil besin salatalık olan oğlunuza günlerce kabaktan daha kabak salatalıklarından bıktığınız Nice'ten sonra Vence pazarından insani boyutta salatalık bulur sırf buna bile sevinebilirsiniz. 
Bir tatil yazı dizisinin daha sonuna geldik. Umarım bizim tatil tecrübelerimiz işinize yarar, bizim keyif aldığımız kadar keyif alacağınız bir tatil yaparsanız. Bitiriken çocuklu tatil için en ideal beklentinin sıfır beklenti olduğunu hatırlatır, saygı ve sevgiyle huzurlarınızdan ayrılırım.

Friday, May 29, 2015

Çocukla Güney Fransa-Antibes



Antibes'i Cannes yazısında anlatmayı planlıyordum ama Cannes'dan daha çok sevdiğim için kıyamadım ayırdım. Cannes'da plajda çılgınca kuma bulandıktan sonra aklı başında her aile trene utanç ve mahcubiyet içinde atlayıp otele temizlenmeye dönerdi. Biz yapmadık.  Cannes'dan trene atlayıp Antibes'te indik. Antibes Nice ile Cannes'ın tam ortasında sayılır. Trenden indikten sonra yapmanız gereken sahile doğru yürümek. Antibes'in eski şehir kısmı bu tatilin favorilerinden biri oldu. Nice eski şehir bölgesi kadar turistik değil. Son fotoğraftaki "eski" teyzeler ve amcalar mutlu mesut burada yaşıyorlar. Ve Cannes eski şehir bölgesi gibi sönük değil. Gerçek, sempatik ve mutluluk verici. 3 saat kadar ayırabildik Antibes'e. Eski sokakların dolaşıp dondurma yedik. Hiç aklımızda yokken karşımıza çıkan Picasso müzesini gezip avlusunda gördüğümüz manzaraya bayıldık. Hatta hayatımızda ilk kez tam önümüzde kocaman bir yunus gördük o avluda.(Hızlı itiraf:aslında ben sadece kuyruğunu ve suya girdikten sonra taşırdığı suyu görebildim). Antibes'e giderseniz mutlaka bu müzeyi ziyaret etmenizi, Picasso'dan, sanatından hoşlanmıyorsanız bile ömrünün son zamanlarını geçirdiği bu binanın avlusunda bir yunus görmek için gözlerinizi dört açmanızı tavsiye ederim. Demir gibi kendinize müzenin mağazasından da hatıra bir kart da alabilirsiniz. Bu tatili planlarken ve gidilebilecek bütün bu yerlerin hangisinin gezmeye değer olacağını düşünürken Antibes'i bu kadar seveceğimi tahmin etmiyordum. Nice'e ya da Cannes'a kadar gittiyseniz bir öğleden sonrasını Antibes için ayırmalısınız der esenlikler, sorunsuz, rötarsız ve güzel sürprizli tatiller dilerim.

Monday, May 25, 2015

Çocukla Güney Fransa-Cannes


Yazıların arası tahmin ettiğimden daha çok açıldı her zamanki gibi. Nerde kalmıştık? Evet çocuğunuzla Nice'e gittiniz bir haftalığına ve çevre kasabaları da görmek istiyorsunuz. O zaman tramvaya binip tren istasyonun olduğu Niceville durağında iniyorsunuz ve hemen girişteki gişeden Cannes'a tren bileti alıyorsunuz(kişi başı 7 euro) ve muhtemelen 10 dakika içinde trene binmiş Cannes'a doğru gidiyor oluyorsunuz. Yol yaklaşık 40 dakika sürüyor. Antibes bu yolun ortasında kalıyor. Gidişte ya da bizim gibi dönüşte minimum 2 saat ayırıp gezmelisiniz. 
Çok açık olmak gerekirse Cannes tatilimizin en az beğendiğimiz noktasıydı. Trenden indikten sonra sahile doğru yürürseniz yol üzerinde Cannes film festivalinin yapıldığı, daha önce beklentileri pek karşılamadığını duyduğum binaya ulaşıyorsunuz. Biz resmen kırmızı halının yıkama gününe denk geldik ve kırmızı halıda artistik pozlar vereceğimize çıplak beyaz merdivenlerde nerde olduğumuzun bile anlaşılmadığı birkaç şaşkın poz verebildik. Cannes'a yarım gün ayırdığımız için Nice'te de gördüğümüz ama binme ihtiyacı duymadığımız turist trenleriyle gezmeye karar verdik. Trenler saatte bir sahildeki kalkış noktasından kalkıyor ve size bir saatlik bir Cannes turu yaptırıyor. Cannes kalesine kadar çıkarıp bir on dakikalık fotoğraf molası verip tekrar sahile bırakıyor. Biz bu turdan sonra sahilde bulduğumuz bir restorandan karnımızı doyurup trenle gezerken gözümüze kestirdiğimiz bir plaja attık kendimizi. Deniz soğuk ve vasattı ama Cannes'da bir plajda kıkırdayan Demir'in sesiyle kuma bulanmak çok keyifliydi. Gözümüze, yüzümüze her tarafımıza kum doldurduğumuza emin olduktan sonra silkelendik ve Antibes için o kumlu ve tozlu halimizden hiç utanmadan tekrar tren istasyonuna gittik. Sevimli ve eski şehir kısmı favorimiz olan mini Antibes maceramız bir sonraki yazıda. 
Sağlıcakla, tatil planları ve hayalleriyle kalın!