Wednesday, November 12, 2014

Kasım'ın 8'i

Ege'nin sonbaharına, kışına gelecek yaza kadar hayret edip duracağım sanırım. Geçen cumartesi hava muhteşemdi. Demir'in hasta olmayacağından emin olsak kesin denize girmiştik. Ankara'da yıllardır mevsim yazdan kışa atladı ve ben geçen kış sisten, karanlıktan, soğuktan dolayı Demir'le eve hapsolmaktan çok mutsuzdum. 
Bu sonbahar üzerimize birer ince ceket alıp günde iki defa park mesaisi yapabilmek ikimize de çok iyi geldi. 
Güzel havaların mutlulukla kesin bir alakası var!

Saturday, November 1, 2014

3 gün

  
 Bu hayatta çok ama çok sevdiğiniz iki arkadaşınızın evli olmasından ve onların siz kendinizi yalnız hissetmeyin diye ilk fırsatta(gerçekten ilk fırsatta) atlayıp yanınıza gelmelerinden daha iyi ne olabilir? 
3 gün boyunca hiç ses çıkarmadan ve hatta mutlulukla 1.5 yaşındaki, gününün yarısını kovalamacalı saklambaç oynayan ve diğer yarısında da aynı kitaptaki 100 hayvanı sizden defalarca canlandırmanızı isteyen oğlunuza gönüllü ve tam zamanlı bakıcılık yapmaları(kıh kıh kıhhh). 
Son zamanların en muhteşem 3 günüydü. Tüm insanlığa ve Demir'e çok seveceği, çok güveneceği, tartışıp on dakika sonra kucaklaşacağı, çocuğunu kucağında gördüğünde nineler gibi duygusallaşıp gizlice ağlayacağı, kahvaltıda bal yemedi diye mızırdanacağı, daha ayrılmadan bir sonraki buluşmayı planlayacağı, çok ama çok seveceği, kucağına alıp havalara uçurmak isteyeceği arkadaşlar dilerim.
İtirazı olan yoksa dağılabiliriz.






Thursday, October 23, 2014

Son


Bu muhtelen son diye diye geçirdiğimiz, "yazın son en sıcak günü kesin bu" günlerinden biriydi geçtiğimiz cumartesi. Şu andaki havaya bakarsak İzmir için de yazın son günüymüş gerçekten. Alaçatı pazarı olmasına rağmen yaza kıyasla bomboştu sokaklar, 3 hafta sonraya rezervasyon yaptırabilirsiniz diyen mekanın kapıları sonuna kadar açıktı, dondurmino dükkanı kapatmıştı. 
Biz Alaçatı'nın bu terkedilmiş sonbahar halini daha çok sevdik. 
Her ne kadar 2 gün önce yatağımdan dünya için hafif ama benim için oldukça şiddetli bir depremle sallanarak uyansam da, İzmir'in bizim için güzel bir sonbahar da hazırladığına inanmak istiyorum. 
Ama itiraf etmeliyim Ankara, senin o yere sağlam basan hallerini de özlüyorum.

Saturday, October 11, 2014

S.O.S


Demir'e hayranım. Aslında bütün çocuklara hayranım. Kendimi inanılmaz aptal(gerçekten, kafası çalışmayan anlamında), korkak, işe yaramaz hissettiğim 2014 yılının bu acayip Ekim ayında yaşanan hiçbir şeyin gerçekten neden yaşandığını anlayamıyorum. 
Bir çocuk sorsa bana neler oluyor neden oluyor diye, sadece zırvalayabilirim karşısında. Akşam televizyonda izlediğim her şey benim zavallı beynimin kurgulayabileceğinden daha acayip. Ana haber bültenlerindeki insanların bir türlü bu yaptıklarını neden ve nasıl yaptığını anlayamayan malesef "yetişkin" kategorisinde aciz bir insan evladıyım. 
Demir benden daha ne yaptığını bilir görünüyor. Hayattan ne istediği belli. Meme, mama, hu(su), ho(top), mimi(mirket anlamında animal planet kanalını açmam), moo ya da mee(çiftlik hayvanları kitabını okumam) gibi. Ne istemediği belli. Bu tarz benim yarışmasını izlemem(hemen televizyonu kapatıyor), bahçedeki havuza yeterince taş atmadan onu kucaklayıp eve götürmem(kucağımda bir yandan kasılıp bir yandan çırpınarak hareket etmeyi benim için imkansız hale getiriyor) gibi. 
Çok mutsuzum ve mutsuz olmaya hakkım yok. George Orwell bize gelsin, O'na bir kahve yapıp bayramdan kalan çikolatalardan ikram edeyim, bana iyi bişeyler söylesin inanayım istiyorum. Sonra belki uyurum, Demir bacağını üzerime atar. Sabah olduğunda her şey güzel olur. Mutlu bir masal gibi. Bunları yazarken bile kendimi çok salak hissediyorum. Acılar bu hayatın gerçeği, aptal polyannaa nihohahaaa diye gülen bir kalabalık hayal ediyorum. 
Biri bana bir tokat atsın. Ya da aranızda doktor varsa, en azından hastalığımın adını söylesin. 
Bayılazam. 

Tuesday, September 30, 2014

Tebdil-i Mekan